14 Mayıs 2015 Perşembe

Dertleşme

Dün bir yazı okudum.

"Annelik bir fedakarlık değil, seçilmiş bir sorumluluktur." yazıyordu.

Ne kadar doğru... En başından beri ben de aynı şeyi düşünüyorum.

Yorgunum, bitkinim, bıraksalar 3 gün yatıp kalkmam ama oğlumu kucağıma alabilmek hepsine değer. Çok mutluyum. Hep dediğim gibi, Allah tüm isteyenlere nasip etsin...

Gecenin bir yarısı kucağımda bebekle dolaşıyorum evin içinde. Ama şimdi hiç geçmeyen dakikaların aslında ömrümüzde o kadar kısa bir süreye denk geldiğini biliyorum. Her anı için şükrediyorum. Bugünleri unutmamak için dua ediyorum...

Başta da söylediğim gibi bu sorumluluğu canı gönülden kabul ederek bekledim bebeğimizi. Eşimin yardımcı olmayacağını biliyordum. Belki de kendimi en kötüsüne hazırladığım için üzülmedim. Sendroma filan girmedim. Ama kırıldım. Ne de olsa aynı evin içinde beni en yakından izleyen, nasıl uykusuz ve yorgun olduğumu gören tek kişi. Ama bugüne kadar ben rica etmeden hiç ilgilenmedi oğlumuzla.

"Ne olursun biraz tut da mutfağı toplayayım."
"Ne olursun biraz ilgilen de banyoya gireyim."
"Birazcık ilgilenir misin, çamaşırları makineye atayım, yıkananları asayım."
"Lütfen 10 dk yanında otur da evi süpüreyim."

Bunun gibi, sadece evdeki hayatımızı idame ettirmek için yine benim yapmaya mecbur olduğum, eşimin elini sürmediği işler için bile yardım rica ediyordum...Bu sayılı dakikalar bile ona zor geliyordu. Savunma olarak da "ben doğursam ben bakardım, sen doğurdun, anne sensin, sen bakacaksın." diyordu.

Hiç oturmadan, koşarak evin içinde işleri yetiştirmeye çalışırken "annesi, gel" dediğini duymak, her defasında "geliyorum, geliyorum" cevabını vermek zorunda olmak... Biraz işim uzasa, "oğlum, senin annen bir koala, ne yapalım, böyle yavaş işte..." cümlesini işitmek... Halbuki o sırada ter içinde koşuyorsundur evin içinde...

Bu açıdan bakınca hayat hiç adil değil. Kırıldım dedim ama kavga ederek de bir yere varamayacağımı, eşimi değiştiremeyeceğimi bildiğim için sustum. Bazen küstüm. İçimden bağıra bağıra ağlamak da geldi. Ama oğlumun yüzünü görünce her şeyi unuttum.

Amacım şikayet etmek değil. Sadece dertleşiyorum burada...

Ne olursa olsun, eşimi çok seviyorum. Onu bu haliyle sevdim, mucize beklemiyorum. Biliyorum ki değişmeyecek.

İkili ilişkiler için bir benzetme duydum. Arada bir ip var, bu ip bazen kopabiliyor. Tekrar bağlıyorsun, düğüm atıyorsun, eskisinden de sağlam oluyor belki... Ama her elini attığında o düğüm eline geliyor. İşte o noktaya dokununca bir sızı hissediyorsun. Böyle olmasa keşke... Ama yapacak bir şeyim, bir çözümüm yok. Bu şekilde yaşamaya devam...
Belki daha çok kopacak o ip... Yine bağlayıp devam edeceğiz...

Tek korkum, bağlaya bağlaya ip kısaldıkça, bir gün bir bakmışız ki bağlayacak ip kalmamış... 

1 yorum:

  1. Merak etmeyin, oğlunuz biraz daha büyüdüğünde, babayla olan paylaşımları arttığında her şey çok değişecek. Babanın çocukla ilişkisi çocuğun baba dediği zaman başlıyor, o noktaya kadar anne-çocuk arasında bağ başka bir boyutta oluyor. İçiniz rahat olsun.

    YanıtlaSil