30 Mart 2015 Pazartesi

Bebekle 2. Ay

İlk ay kontrolümüzde dediğim gibi sadece 200 gr alarak kilo konusunda bir soru işareti yapmıştık kafamızda. Özellikle annemin sürekli "Kadınlar Kulubü" yazılarını okuyarak, "yok efendim bir aylık bebek şu kiloda olmalıydı, yok bu kiloda olmalıydı, yok gelişimi geri kaldı, vs" laflarıyla moralim çok bozulmuştu.
Birinci ay sonunda 2. doz hepatit aşımızı olduk.
Sonrasında artık rutin uygulanan kalça ultrasonu çektirmeye gittik.

Kalça Gelişim Geriliği ile işte tam bu anda tanıştım.

Radyoloji uzmanı çekim sırasında kısaca bilgi vererek, çift bez kullanmamız gerekeceğini, ama bir ortopedi uzmanına danışmamızı söyledi. İleri vakalarda alçı ile tedavi edildiğinden bahsetti.
Hemen çocuk doktorumuza danıştım. Her ortopedistin çift bez önereceğini söyledi. Öncelikle bez kullanmaya başlayıp, düzelmezse ortopedi uzmanına gitmemizi önerdi.

Tabi bu durumda boş durmayıp hemen google araştırmalarına başladım. Ben de "Kadınlar Kulubü" mağduru oldum. Ne vakalar vardı... Atele alınanlar, alçıya alınanlar, yaşanan onca acılar...
Oğluma bakıp bakıp ağlamaya başladım.

Kalça gelişim geriliği genelde prematüre bebeklerde olurmuş. Bizim bebeğimiz post-mature olmasına rağmen böyle doğması anne karnındaki hareketsizliğinden kaynaklanıyordu sanırım. Tekmeyi bile sayılı atardı karnımda. Duruş pozisyonunu hiç değiştirmezdi. Sanırım bu nedenle karnımda içte kalan sol kalçasında sorun olmuş.

İnternette doktor araştırması yapmaya başladım. Eğer müdahale yapılacaksa geç kalmak istemiyordum. Ultrason sonuçlarını bir forumda soruları yanıtlayan çok bilindik bir profesöre gönderdim. Cevap hemen gelin, gerekirse atele alalım oldu. Çok korktum, çok ağladım. Geceleri oğlumu uyutup, başında dua edip ağlıyordum. Allaha tüm hastalara şifa versin diye dua ediyordum.
Benim için psikolojik olarak zor günlerdi. Ama çevremize danıştık. Doktor araştırdık. Güvendiğimiz bir ortopedist, gerçekten bunun başka tedavisi olmadığı söyledi. Bekleyip görecektik artık...
Aklıma çok takmamaya karar verdim.

Bir baktım oğlum 40 günlük olmuş :)
Gerçekten bebeğin bize, bizim bebeğe alışmamız 40 gün sürmüş. Eskilerin varmış bir bildiği... 40 gün önemliymiş.

İlk ayımız doktora gitmekle geçti, hep sokaklardaydık. 20-25 gün kayınvalidem bizimle kaldı. Ama sonrasında o da memleketine döndü. Evde tek başıma kalıp bebeğe bakmak için kendimi çok güçlü hissetmiyordum. Bu yüzden her sabah eşim işe giderken bizi annemlere bırakıyordu. Akşam da dönüşte alıyordu. Yani 25 günlük bebeğim mesaiye başlamıştı bile... Bense sabah kalk hazırlan, akşam aynı şekilde hazırlan eve dön derken yorgunluğum kat be kat arttı.

Aslında sezaryanla doğum yapmamın hiç bir sıkıntısını çekmedim. Sadece ilk 10 gün bebek yan tarafımdaysa, yana dönüp eğilip kucağıma alırken biraz sızı oluyordu. Ama ameliyat sorunu değildi problem. Uykusuzluk, bebeğe yetememe kaygısı, bundan sonra nasıl bir hayatımız olacak diye heyecan duymaydı beni yoran.

Artık her ayın 8'i ile 14'ü arası SGK'dan maaşımı alabileceğim için oğlumu kısa da olsa anneme bırakıp bankaya gittim. Sanırım sokakta yürümeyi unutmuştum... Bir an afalladım. Evde oğlumu bırakmış olmak beni çok üzdü. Fazladan 1 dakika bile geçirmek istemiyordum oğlumdan ayrı... Koşa koşa eve geri döndüm.

40 gün olunca bir güç toplayıp evde yalnız kalmaya karar verdim oğlumla.
İşin bir ucundan tutarak başlamak lazımdı hayata artık...
Çok da iyi oldu, kendimize bir düzen kurmaya başladık o günden sonra.

Bu sırada yeni bir sorunumuz oldu; kabızlık. 3 gün geçip de kaka yapmayınca telaşlanmaya başladık. Doktor fitil yapın dedi. Ama acemi anne ve baba kıyıp da bebeğimize fitil yapamadık. Acile gittik. Oğlum o kadar çok ağladı ki :(( içim parçalanıyor hatırladıkça. O gün bol bol kaka yaptı.

45 günlük olduğunda evdeki tartıyla baktık ki oğlum yaklaşık 4.300 gr geliyor.
İlk mama denememizde, günde 4 kere mama alarak haftada 400 gr alan bebek 2 haftada 400 gr almıştı. Bir sorun olduğu anlaşıldı. O gün ziyaretimize gelen misafirlerimizin de desteğiyle mamayı arttırmaya karar verdik. Daha mamayı verir vermez yine 3 gündür kaka yapmayan oğlum kaka yapmaya başladı. Meğerse açlık da kabızlık nedeniymiş. :( yaşayarak tecrübe ettik. İnşallah bunu okuyan birine yardımım olur da onun bebeği böyle sıkıntı çekmez.

O günden sonra 5-6 kere mama vermeye başladım. Üzerine de ne kadar geliyorsa emziriyordum.

Ay sonuna doğru bir gün gözümü açamaz oldum. Bebek doğduğundan beri üzerimden atamadığım endişe nedeniyle lenslerimle uyumaya başlamıştım. Hep bir gözümü açık tutuyordum. Burada ilk defa itiraf edeceğim. Bu endişemin kaynağı, doğumdan önce okuduğum acı bir kaybediş hikayesiydi. Allah kimseyi yavrusundan ayırmasın... Gece uykusunda nefesi kesilip hayata gözlerini yuman Elfony'nin kızı Ece için içim öyle yanmış ki... Geceleri kalkıp kalkıp nefes alıyor mu diye kontrol ediyordum. Hala da endişemi üzerimden atabilmiş değilim ama ilk günlerdeki gibi değil... Sonuç retina iltihaplanması oldu. Bir süre lens takamadım. Bu sefer de gözlükle uyumayı öğrendim. Artık rahat uyku uyumak gibi bir amacım olmadığı için her ne şekilde olursa olsun tek amaç bebeğimi görmek, ağladığı anda yanında olmak. Bir süre tedavi gördüm, gözüm iyileşti. Yine de bazı geceler lens ile yatıyorum :( Yanlış ama rahat...

Beslenme şeklini değiştirdiğimiz gibi devam ederek 2. ayımızı 5.250 gr olarak kapattık. Neyse ki bu sınavdan geçer not almıştım :)

26 Mart 2015 Perşembe

Bebekle 1. Ay

İlk ay ne kadar özel ve güzelken neden bu kadar hızlı geçti, neden bir şey anlamadım :(
Sırf doya doya bu günleri yaşamak için tekrar doğurmak istiyorum :)

Sanmayın ki, lohusa sendromuna girdim, depresyondaydım filan fıstık... Yok valla, çok mutluydum, sorunsuz geçirdik günlerimizi. Ama hızlı geçti işte...

İlk 10 gün sarılıkla uğraştık. Mama alsın mı, almasın mı? Uyusun mu, uyandıralım mı? Göbeği düşmeden yıkanır mı, yıkanmaz mı? Böyle derken bir baktık geçmiş zaman...
Maaşallah oğlumun plesantası o kadar kalınmış ki 14. gün düştü (18.10.2014)
Bu süreye kadar yıkamamıştık oğlumu. Krem bile sürmeye korktum. Derisi soyuldu. Bu normal mi acaba? Hiç düşünmemişim o sıralarda.
Göbeği düştüğünde de bu sefer kalın olduğu için içinde bir kanal kalmış olabilir mi diye ultrason çektirdiler. Sırf para tuzağı ve biz bu tuzağa bile isteye düştük. Çünkü ya dedikleri gibi bir şeyse diye düşünmeden edemedik. Göbeğine antibiyotikli krem sürmeye devam ettik bir süre. (Bactroban krem) Şükür bir şey çıkmadı.

İşitme testini yaptılar. Tamam gayet güzel. Bir de fototerapi aldığı için BERA testi yaptılar. Başa dönecek olursak daha doğumundan 24 saat geçmeden, bilirubin seviyesi 8 iken fototerapiye niye aldınız demek lazımdı ama biz bu tuzağa da düşmüştük işte. Artık ne yapıyorlarsa bu test için 600 TL alındı. Yine şükür bir şey çıkmadı.

Bu aşamaları da geçtik. Bir diğer sorunumuz sol gözde çapaklanmasıydı. Çapaklanma arttığında nasıl da ağladığımı hatırlıyorum şimdi. Gözleri renkli olacak mı, olmayacak mı diye düşünürken, çapaklanmayla birlikte nasıl da içim parçalanmıştı. Sağlıklı gözleri olsun da rengi ne olursa olsun diye ağlıyordum her baktığımda yüzüne. İlk gittiğimiz çocuk doktoru bir ilaç verdi. Yavrumun küçücük gözüne günde 3 kere damla yaptık. Geçmedi. İkinci gittiğimiz doktor damlayı değiştirdi. Ki Allahtan gidip sormuşuz, çünkü o damla sadece 7 gün kullanılırmış. Yine damlalar... Yine geçmedi. Sonunda daha 1 aylık bebeğimizi göz doktoruna götürdük. Kuzum bizim gözümüze ne kadar da büyümüş görünüyordu... Halbuki daha ne ki... Koca göz muayenesi koltuğunda kucağımızda muayene oldu. 10 günde göz doktorunun verdiği damlayı kullanıp masaj yaptık. İşin püf noktası; önce masaj yapıp, varsa içerideki iltihabı çıkarıp, silip, sonra damlayı yapmakmış. Masajı yaparken 5 kere bastırıp, 1 kere aşağı çekerek neyse ki 10 günde tıkanıklığı açtık. (Vigamox damla)

En önemli sorunlarımızdan biri de bebeğin kilosuydu. Gerçekten çok uğraştım anne sütü verebilmek için. Herkes "bu çocuk aç" diye diye beynimi yedi. Ama kulaklarımı tıkadım, sürekli emzirmeye çalıştım. Gerçi daha ilk gün göğüslerim yara bere içinde kalmıştı. Olsun yine de uğraştım. Bu sürede en önemli sıkıntı bebeğin uyumasıydı. Sarılık yüzünden uyudukça meme almıyordu. Ben de fazla zorlayamıyordum belki de... Bilemiyorum :( Belki bir yerlerde hata yaptım, belki de ne yapsam sonuç zaten böyle olacaktı. Ara ara sağlık ocağına gidip tarttırayım dedim. Ama orada kilo almış gibi çıksa da hastaneye gidince yine aynısı çıkıyordu, yani kilo almamış. 3710 gr doğan bebeğimiz 3560 gr olarak taburcu olmuştu. 3 haftalık olduğunda ikinci bir çocuk doktoruna gittik ve 3545 gr çıktı. O gün itibariyle daha fazla inat etmemin yersiz olduğuna kanaat getirdim. Kendimizi mamaya teslim ettik. Düzenli vermeye başladık. (6 saatte bir 60 ml) Tam 1 aylık olduğunda 3910 gr oldu.
İlk ay sonunda sınavdan zar zor geçer not almış öğrenci gibiydim.

Ama ben de kendimce bazı haklı sebeplere dayanarak mama vermemekte ısrar etmiştim. En önemlisi bebeğim kilo kaybetmiyordu. Ayrıca düşük kilolu bir bebek değildi. İlk kullandığımız mama hem kabızlık hem de gaz yapmıştı. Önerdikleri biberon da meğerse çok hava yutmasını sebep oluyormuş.
3. haftada Hipp Combiotic 1 mama hem de Dr. Browns biberon ile bunları engellemeye başladık.

Bir konu daha var bu ay öğrendiğim: D vitamini
Aslında 15 günlükken başlanıyor. Ama biz o sıralar doktor değiştirme konusunda oyalanırken bunu sormayı atlamıştım. Oğlumuzun bıngıldağı kapanmaya müsait olduğu için D vitaminine kapanana kadar başlamamak gerekiyormuş. Genetik bir durummuş. Sonradan öğrendim ki, eşimin de bu şekilde gelişmiş kafatası. Ona da vitamin vermemişler.
Takip edilecek...

Gerçekten çok hızlı geçti ilk ayımız. Çok tecrübesizdik.
Bu tecrübelerimi inşallah ikinci bebeğimde kullanabilirim :))

23 Mart 2015 Pazartesi

Yeniden Merhaba

Yazmayalı ne kadar uzun zaman oldu...
Her hafta burada günlüğümü tuttuğum günler sanki çooook mazide kaldı.
Anne olunca dünya başka bir boyuta taşındı. İlk 3 ay doğum iznimde sanki zaman durdu ve bebekle yapışık yaşamaya başladık. Daha önce okuduklarımdan dolayı psikolojik olarak bu sürece alıştırmıştım kendimi. Bir de kışa denk geleceği için, evden çıkmadan bu süreyi geçireceğimizi biliyordum. Depresyona filan girmedim bu yüzden.
Şimdi düşününce keşke o ilk 3 ayı tekrar yaşasam diyorum. Daha şunun şurasında üzerinden kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen o günleri unutmamak için ne yapsam acaba diye düşünüyorum. Hele ilk 15 gün rüya gibiydi. Bebeğim ne kadar küçüktü, nasıl da alışmaya çalışıyordu dünyaya :)
Dördüncü ay yıllık iznimi kullandım. En azından bir ay daha bebeğimle birlikte olmak istedim. Çok da iyi yapmışım. O kısa sürede nasıl da fark etti, ne kadar büyüdü...
Ama 4 ay bittiğinde gerçekten çok yorulduğumu hissettim. Bunu düşündüğüm için kendime kızsam da yorulmuştum. Bebeğime yetemediğimi, daha çalışmaya başlamadan ne kadar yorgun olduğu düşündükçe daha da moralim bozuluyordu. İşe başlayınca nasıl idare edeceğim diye ağlamaya başlıyordum. Eşim moralimi düzeltmeye çalışıyordu. "Şimdi sana zor geliyor, işe başlayınca alışacaksın" diyordu.
O gün geldi, çattı. İşe döndüm. Toplam 5 ay ayrı kaldım ama sanki yeni bir işe başlıyor gibi heyecanlıydım. İlk 2 hafta bu heyecanımla geçti. Aslında çok yoğun bir tempoda çalışmamı gerektiren bir işim var, ki ben bunu çok seviyorum. Ama şimdi haftada 1 gün süt izni kullanınca işlere yetişemez oldum. Kendimi bu sefer de işyerinde yetersiz hissetmeye başladım. Neyse şimdilik bu sorunu da biraz olsun hafifletmiş gibiyim. Özgüvenimi geri kazandım.
Oğluma annem baktığı için çok şanslıyım. Bazen tüm gün arayamıyorum ama biliyorum ki annem benden daha iyi bakıyor oğluma :)
Tek değişiklik işe başlamam olmadı. İstanbul şartlarında annemler ve biz 25 km mesafede oturduğumuz için mecburen annemlerle birlikte yaşamaya başladık. Tam kışın ortasında bebeği her gün getir-götür yapamazdık. Planım; Cuma günleri süt izni kullanarak 3 gün eve gitmek, 4 gün annemlerde kalmaktı. Olmadı... Hem iş temposuna göre izin günlerimi değiştirmeye başladım. Artık her hafta duruma göre 1 gün işe gitmiyorum. Hem de hava çok soğuk olduğu için eve gidince kombiyi açıp ısıtana kadar bebeği hasta etme riskini göze alamadık. Belki bu planımı yaz aylarında gerçekleştirebilirim. Kısmet artık...
Genel olarak sağlığımız yerinde, gerisi önemli değil :) Oğlumuz için her şeye katlanmaya razıyız.
Aklımda çok şey var yazmak istediğim.
Oğlumla yaptıklarımızı ay ay özetlemek istiyorum. Önemli günleri not etmek istiyorum,unutmadan.
Bebek bakımında beğendiğim ürünleri yazmak istiyorum.
Gündelik hayatımdan bahsetmek istiyorum.
İstiyorum da istiyorum...
Bir yerden başlamak lazım.
Yeniden Merhaba diyerek başlayalım bakalım...
Başlangıç için beni destekleyen Aslı Hanım'a da teşekkür ediyorum :)
Görüşmek üzere,
Sevgiler...