30 Mart 2017 Perşembe

Yazmayalı son durumlar

Yazmadıkça unutuyor insan...

Bu blog ilerde oğluma anı olsun diye başladı. İhmal ettim, farkındayım. İnşallah daha sık yazabilirim.

Bugünden geriye doğru hatırladığım kadarıyla not alayım:

-Bir süredir bize ne söylememiz gerektiğini söylüyor. Örneğin, akşam eve gidince babama "hoşgeldin kızım, de" bana dönüyor: "hoşbulduk babacım, de" gibi replikler veriyor. Senarist olursa şaşırmam :)

- Uyku sorununda bir değişiklik yok. Ama en çok sevindiğim şey, artık daha rahat iletişim kurduğumuz için uykusuz saatleri konuşarak geçirebiliyoruz. Ağlamadan geçen her zaman benim için değerli, yeter ki ağlamasın, ben uykusuzluğa razıyım. Zaten çocuk beni ne zaman görecek. Uyumamakta haklı. Yine günlük uykusunun maksimum 10 saat olması beni üzüyor. Çok az uyuyor bu yaştaki bir çocuk için.

- Bu sürede tuvalet alışkanlığına başlamayı bir kaç kez düşünsem de, maalesef kendimde o gücü bulamadım. Ayrıca banyoya her girişimiz - çıkışımız arası dakikalar sürdüğü için uğraşamıyorum. Mevsimsel olarak da yazı beklemenin uygun olacağına karar verdim.

- Ekim ayında yani tam 2 yaşına geldiğinde ilk defa tamir seti aldım. En çok onunla oynamayı sevdi. Belki az sayılsa bile bizim için uzun bir süre olan 5 dakika boyunca oynadı.

- 28 aylık olduğunda küçük parçalı legolarla anne-oğul beraber oynamaya başladık. Ev yapmak, araba yapmak, legodan anne-baba-çocuk yapıp onları bir evde gibi konuşturmak hoşuna gitti.

- 29 aylık olduğunda içinde traktör, çiftçi ve ineklerin olduğu bir set ile oynamayı çok sevdi.

- Yaklaşık 22. ayından itibaren İş Kültür Yayınlarının arkadaşım serisini almaya başladık. Bu seride bir çok mesleği anlatıyor ve çiftçi de bunlardan bir tanesi. Orada hayvanları ve çiftlikte kullanılan araçları tanıdığı için oyuncaklarla oynarken onları hayalinde canlandırması kolaylaşıyor. Birkaç kitap örneği:


Bu kitapları okurken içindeki metinlere göre değil, resimlerde gördüklerimize göre cümleler kurup kendi cümlelerimle anlatmaya çalışıyorum.
Böyle yapmanın hem oğlumun kelime haznesini geliştirmesinde hem de cümleleri doğru yerde kullanmasında faydalı olduğunu düşünüyorum.

- 19. aydan itibaren okumaya başladığım kitap ise "Aç Tırtıl". Bir sitede kitabı Powerpoint versiyonunda bulunca kendim basıp oğluma okumaya başlamıştım. "Anlat anne" dedikçe resimleri göstererek kendi cümlelerimle anlattım. Siz de bu powerpoint dosyasını indirmek isterseniz buraya tıklamanız yeterli.

Bu kitaptan esinlenerek oğlumun 2. yaşgünün Tırtıl temalı hazırladım. Onu da ayrı bir yazıda paylaşacağım.



Memnun Kalmadığım / Kullanmadığım Ürünler

Ne kadar memnun kaldığım ürün varsa, "tüh keşke almasaydık" dediğim ürünler de var.
Amacım marka ve ürünleri kötülemek değil.
Belki siz beğenirsiniz, ama ben beğenmedim ya da kullanmadım.
Bunları kendime bir bakıma not olarak yazıyorum. Bir daha ki sefer açıp okurum inşallah :))

1. Leke Çıkarıcı : Hiç işe yaramadı.
2. Avent Suluk : Bizim çocuk çözemedi
3. PhysiObebe: Mustela'nın tüm ürünlerini gönül rahatlığı ile almıştım. Ama alırken bazılarına karşı hassasiyeti olabileceğini de düşünmüştüm. PhsiObebe öyle oldu. Ya ben kullanmayı beceremedim, ya da iyi gelmedi. Kullanamadık.
4. Küvet Filesi: Gerçi hiç tek başıma yıkamadım ama file ile çocuk suyun üzerinde kalacağı için biz hep sünger kullandık. Onu memnun kaldığım ürünler başlığında yazmıştım. Fileyi boşuna almışım.

5. Soothie 3+ emzik: Oğlum 3 ay ağzından düşürmediği emziği 3 ay dolunca bir daha almak istemedi. 3+ olarak yenisini aldım ama onu da istemedi. Onu da boşuna almış oldum. Ama almasam da keşke alsaydım derdim. 

6. Promalt: Hiç faydasını görmedim. Pekmezli su gibiydi. Vitamalt alıp içmeye başlayınca farkı daha iyi anladım.

Bebekle Tatil - Kavala 2016

2016 yazında uzun süreli bir tatil yapamayacak oluşumuz içimizdeki denize girme isteğini bastıramadı. Shengen vizelerimizin oluşu bize destek verdi.

Araba ile yurtdışı seyahatin başlıca gerekenleri:
- Vize
- Araç sigortası
- Aracın seyahat edenlerden birine ait olması ya da vekalet
- Sınırdan geçerken aracı kullanan kişinin yeni ehliyeti olması

Tüm bu şartlar sağlanınca, 21 aylık oğlumuzla Cuma'dan Pazar'a Kavala gezisi yapmaya karar verdik.

Cuma akşam üzeri saat 4 gibi yola çıktık. Aslında 450 km'lik yolu 5 saatte gitmemiz gerekiyordu. Ancak Tekirdağ civarındaki yol çalışmaları bizi çok yavaşlattı.

Otele vardığımızda saat 12 olmuştu. İnternetten yaptığımız kısa bir araştırma ile 2 gece için rezervasyon yaptırdığımız otelimizi çok beğendik. Villa Nickolas (villanickolas.gr)
Balkonumuzun manzarası:


Otelin anlaşmalı olduğu plaj, hemen karşısında ve çok sakin bir koydaydı. NAVAGOS BEACH BAR


Kocaman şemsiyelerin altında saatlerce rahat rahat oturabiliyorsunuz. Ayrıca plajdaki restaurantta çok güzel balık ürünleri mevcut. Öğle yemeği için de sıkıntı yok.

Akşam Kavala'ya inip biraz dolaştık. Sahilde olan restaurantlardan birine girdik. Buraların olmazda olması "Grek Salad".
Balık ve bol salata-meze yediğinizde 20-25 euro gibi bir hesap ödüyorsunuz.

Telefonumun şarj aletini yanıma almayı unuttuğum için maalesef fazla resim çekemedim.

Ertesi gün kahvaltıdan sonra deniz keyfi yapıp öğlen otelden ayrıldık. Önce Kavala merkeze uğrayıp Kavala Kurabiyesi aldık. Gerçekten de buranın kurabiyesi bir başka.

Yol üzerinde Dedeağaç'ta durup yemek yedik. Genel olarak Türklerin haftasonu tatili için tercih ettikleri Dedeağaç sınıra çok yakın olsa da Kavala'ya göre daha az gelişmiş gibi geldi bize. Belki de pazar günü olması nedeniyle çok sakindi.

Sınırda yine çok rahat bir şekilde geçiş yaptık. Duty Free çok ucuz olmasa da alınabilecek şeyler var.

Dönüş yolundaki çalışmalar bizi yorsa da, iyi ki gitmişiz diyebileceğimiz bir tatil oldu.

2017 yılı için tek hedefimiz Yunanistan :)

Bebekle Tatil - Fransa Rivierası 2015

Uzun zamandır taslakta bekleyen yazıyı yayınlama zamanı geldi. Neredeyse 2 sene olacakmış :)

Etrafımızdaki insanların şaşkın bakışları altında 10. ayına giren bebeğimizle Fransa tatiline çıktık :)
Genel görüş; herkes tatil köyüne bile annesini-babasını yanında götürürken, eşim ve ben sanki yeldeğirmenlerine karşı savaşan Don Kişot gibi cesur davranmıştık :))

Bizi akılsızlıkla suçlayan çok oldu. Ama peşinen söyleyeyim, belki de önümüzdeki 5-6 sene bu kadar çok yer gezip bu kadar güzel vakit geçireceğimiz bir tatil yapma imkanımız olmayacak.

Bu aydaki bir bebekle tatile gitmenin avantajları:
- Henüz yürümediği için peşinden koşma derdi yok.
- Açık havada daha çok uyuduğu için gezmek daha kolay.
- Meme emmeye ve meme emerek uyumaya devam ettiği için, uçak, tren vb yerlerde uykusu gelince hemen emzirip sakinleşmesini ve uyumasını sağlayabiliyorsunuz.
- Oda içerisinde ya da sokakta steril olmayan ortamlara erişimini kısıtlayabiliyorsunuz.

Bu aydaki bir bebekle tatile gitmenin dezavantajları:
- Henüz yürümediği için  eğer pusete oturmazsa kucağınızda taşımak zorundasınız.
- Belirli ürünler yiyeceği için onları özel olarak hazırlamalı veya yanınızda bulundurmalısınız. Özellikle kaynamış su içtiği için neredeyse tüm gün içeceği suyu hazırlayıp yanımızda taşımak biraz zor oldu diyebilirim. Çünkü sıcaktan normalden daha fazla su tüketiyordu.

Ne olursa olsun, hele çalışan bir anneyseniz, bebeğinizle geçirdiğiniz tüm dakikalar çok güzel. En önemlisi hasta olmaması. Sağlık olduktan sonra, her şey olur :)

Gelelim neler yaptığımıza;

Hedef Nice...

Öncelikle erken rezervasyonla destinasyonu belirledik. Önceden Nice'e gittiğimiz için az çok fikir sahibiydik. Oğlumuzla tekrar gezmek çok güzel olur diye düşündük. Uçak biletleri hallolunca sıra geldi konaklamayı ayarlamaya. Bebekle konaklamak için apart otelin daha rahat olacağını düşündük. Hem m2 olarak daha geniş olması, hem içerisinde ufak bir mutfak olması tercih sebebimiz oldu. Bebeğimize göre yiyecekler hazırlama imkanımız olacaktı. Özellikle de ayrı bir mutfak lavabosu olması benim için önemliydi. Biberonu banyodaki lavaboda yıkamak istemiyordum :(

Kriterlerimize uygun bir kaç otel bulduk. İçlerinden seçim yaparken biraz zorlandım. Denize uzaklığı, ulaşım araçlarına uzaklığı, hakkındaki yorumlar, vs. çok inceledim.
Sonunda Goldstar bizim tercihimiz oldu.
http://www.hotel-goldstar-nice.com/
Yine peşinen söyleyebilirim ki, çok memnun kaldım. Hem lokasyonu, hem temizliği, hem oda içi imkanları, hem yakınındaki Carrefour market dolayısıyla tüm ihtiyaçlarımızı karşıladı.

Yolculuk öncesinde hazırlıkları yaparken tamamen çocuğa odaklandık. Yanımıza 2-3 şort, t-shirt ve havlu aldık. Gerisi hep çocuğa o da lazım olur, bu da lazım olur diye doldurduklarımızdı.

Kilo sınırını aşmadan tüm ihtiyaçları yanımda götürmek istedim. Çünkü istediklerimi bulamayabilirdim ya da bulduklarım çok pahalı olabilirdi. Örneğin bez... Yeterli sayıda yanımda götürdüm. İyi ki götürmüşüm. Çünkü orada çok pahalıydı. Kavanoz mamaları da yanımda götürdüm. 4-5 gün boyunca yetti. Gece kullandığımız Hipp 2 numara combiotic mama da 7 gün boyunca bize yetti. Kahvaltılık malzemeleri de yanımızdaydı. Cam rendesini bile götürmüştüm :) Sıkıntı yaşamadık.

Otelde bebek yatağı için günlük 10 Euro isteyince, onu da götürmeye karar verdik. 8 kilo olduğu için sınırı aşmadan bagaja verdik. İçerisine ekstra yastık ve battaniye isteyerek oğlumuza uyku için rahat bir yer hazırladık. Ayrıca içerisinde oyuncakları ile oynaması da kolay oldu. Aslında düşününce 1 yaşından önce bebeklerin yatağın kenarlarını dişlemek gibi alışkanlıkları olduğu için kendi yatağımızı götürmemiz daha steril oldu.

1. Gün:
Yolculuğumuz 12 Temmuz 2015 08:30 THY Istanbul - Nice uçuşuyla başladı.
Erkenden havalimanına gittik. Valizlerimizi verdikten sonra CIP salonunda kahvaltı edip uçağı bekledik. Bu sürede oğlumuz etrafını izlemekten bize dönüp bakmıyordu bile. Evden çıkmadan hazırlayıp yanımıza aldığım kahvaltısını yedirdim. Uçağa binmeden önce altını değiştirdim. Yanıma 4 biberon ve her birine 100 ml su almıştım. Kalkış sırasında bol bol su içirdim. Maaşallah hiç sıkıntımız olmadı. Bir süre sonra da uyudu.
Uçak çok dolu olduğu için biraz sıkışık oturuyorduk. Ama uyuduğu için sorun olmadı. Hatta gelen yemekleri bile rahat rahat yedim.
Neredeyse 3 saatlik yolcuğun 2 saatini uyuduğu için süper bir yolculuk oldu.
İndiğimizde valizleri beklerken ilk olarak uçağa binerken teslim ettiğimiz pusetimiz geldi. Bu sayede hemen meyvesini yedirdim.
Keyfimiz yerine geldi. Yine şaşkın bakışlarla etrafını izlemeye başladı.

Şimdi gelelim önceden yaptığım araştırmalar sonucunda öğrendiklerimi uygulamaya :)

Havaalanı-Nice transferi için otobüs kullanabilirsiniz. Ama biz otobüsten inince yürümemiz gereken mesafeyi düşünüp bebekle buna cesaret edemedik. Hem de valizleri taşımamız zor olacaktı. Taksi tercih etmeyi düşündük. Bu konuda araştırmalar yaparken UBER ile tanıştım.
https://www.uber.com/
Online taksi çağırdığınız bir uygulama. Ama taksi dediğime bakmayın, normal taksi değil, özel araç. Sanırım yasal olmasının sebebi saatlik araç kiralama mantığı ile çalışması.
Yorumlara göre normal taksi fiyatının çok daha altında bir ücret alıyordu.
Uygulamayı yükledikten sonra İstanbul'da da kullanıldığını gördüm. Hemen denedim. Hoşuma gitti.
Ama bunun için internete ihtiyacım vardı.
Nice havalimanında ücretsiz wi-fi olduğu için bu konuda sıkıntı yaşamadık.
Uygulamayı açıp en düşük araç sınıfından bir araç çağırdım. Araç bizi bulmak için hemen SMS gönderdi, hangi kapıda beklediğimizi sordu. 1-2 SMS sonrasında gelip bizi buldu. Citroen C4 bir araç geldi. Şöforü çok nazikti. Zaten çağırırken rota girdiğimiz için götürüp bizi otele bıraktı. Teşekkür edip ayrıldık. :) Sonrasında e-mail olarak faturamız geldi. 13 Euro tutmuştu.
Normal taksi ile 25 Euro civarında tutacağını söylemişlerdi.
Yurtdışında bence önemli bir konu olan fazla nakit para taşımamak, olan paranı bu tür şeylere kullanmamak adına da faydalı bir uygulama.

Otelde şanslıydık, giriş saatine göre erken gelmemize rağmen oda temizlenmişti ve hazırdı. Hemen çıkıp yerleştik. Acıkmaya başladık. Çıkıp merkeze doğru yürüdük. Ama pazar günü olması nedeniyle çoğu yer kapalıydı. Bir pizzacı bulup bir şeyler yedik. Bu sürede Bahadır da uyudu, uyanınca sebzesini yedirdim.
Merkezden öncelikli alınacakları bir marketten alıp otele döndük.
Not: Yolculuk öncesinde, vardığımızda odada ihtiyacımız olacak şeyleri ve özellikle çocuğun yiyeceklerini bir liste yapmıştım. Markete gidince o listeye göre alışveriş yaptık, çok faydalı oldu.

Otel ile merkez arası yürüyerek 15 dk sürüyor. Normalde pusetinde oturan bir bebek için gidip-gelinebilir bir yol. Ama oğlumuz arabasına oturmayınca biraz zor oldu.

Öğleden sonra saat 15:00 olmuştu. Hazırlanıp denize gitmek için çıktık.
Otelimiz Sporting Plage ile anlaşmalıymış. Giriş sırasında söylemişlerdi. 21 euro demişti. Ben de 2 kişi 21 euro sandım. Resepsiyondan kupon alıp gittik. Meğerse kişi başı 21 euro'ymuş. Bebekle bir yere gidince başka bir yer aramak zor geldiğinden elimiz mahkum kabul ettik...

Deniz o saatlerde biraz dalgalıydı. Zaten Nice konum gereği çakıl taşlarla kaplı plajlara sahip bunun nedeni, havalimanı deniz içinde olduğu için, rüzgarın kumları havalimanına taşımasını önlemek ve sorun çıkmaması için sonradan tüm sahili çakıl taşları ile doldurmuşlar. Rüzgar sınırını aştığınız bölgelerde kum plajlar başlıyor.

Çakıl taşlarının verdiği yükseklik nedeniyle suya inip çıkmak biraz zor oluyor. Eşimin kucağında suya giren oğlum ne yazık ki dalga sesinden de biraz korktuğu için ilk denemesinde denizi pek sevmedi :( 1-2 defa daha denedik ama çok da zorlamadık.

Zaten uykusu gelmişti. hemen meme emip uyuyakaldı kuzucuk.

Otele dönerken Carrefour'dan odada hazırlayıp yiyebileceğimiz şeyler aldık. Böylece ilk günümüzü odamızda tamamladık.

2. Gün:

Odada kahvaltımızı yaptıktan sonra otelimize yakın mesafedeki gara giderek Cannes istikametine gitmeye başladık.

Öğle saatinde vardığımız için vakit geçirip güneşin etkisinin geçmesini beklerken şehir turu yapmaya karar verdik. "Petit Train" dedikleri çek çek arabalarla dolaşıyorsunuz. Japon turistler ağırlıktaydı her zamanki gibi. Böylece en üstten manzarayı seyretme imkanı bulduk.

Cannes'da plajlar daha ucuz ve sahiller kum. Aslında bebekle yüzmeye daha müsait. Ama Cannes'da oteller çok pahalı.

Cannes'da zevkli bir gün geçirdikten sonra yine trene binip Nice'e geri döndük.

3. Gün:

Bugünkü rotamız Monaco'ydu. Önceden okuduğum gezi yazılarında otobüsle Monaco'ya gidip yolda bir dağ köyü olan Eze'yi ziyaret etmeyi tavsiye ediyorlardı. Ama biz pek cesaret edemedik. Doğrudan trenle Monaco'ya gitmeye karar verdik.

Monaco küçük ama hoş bir ülke. Caddelerde yürümek çok keyifli. Şehri otobüsle gezdik. Böylece oğlumuz da ilk defa otobüsle seyahat etmiş oldu. Pusetinde otururken turist kızların eteğini kaldırması da ilk röntgenciliği olarak kayıtlara alındı :)
Burada her şey pahalı olsa da plajlar Nice'e göre daha ucuzdu. Yine plajlar kumsal olduğu için daha rahat.

Monaco'da yaşadığımız en garip şey kredi kartlarımızın çalışmamasıydı. Acaba kumar oynandığı için mi bu bölgeye bloke konulmuştu, biz bir anlam veremedik.

Ünlü kumarhanelerin önünde resim çektirip sahil boyu yürüyüp Monaco turumuzu da tamamladık ve yine Nice'e geri döndük.



4. Gün:

Bugün ne yapsak diye planlarken gidebileceğimiz en yakın ülke İtalya diye düşünüp San Remo'ya trenle gidebileceğimizi gördük.
Ventimiglia'da aktarma yaparak öğleden sonra San Remo'ya ulaştık.
Ventimiglia'nın konumunu aşağıdaki haritadan anlayabilirsiniz.

Sultan Vahdettin'in evini bulduk, ama kapalıydı. (Villa Nobel)

İtalyanlar bizi çok anlamasa da sora sora plajı bulduk.
Burası yerel halkın şezlong kiraladığı sıradan bir plajdı. Kira için 5 Euro ödedik. Deniz süperdi. Güneş batana kadar denize girdik.

Oğlumuzu sahilde uyutma çabalarım sonuçsuz kalınca denize soktum ve bir de baktım ki, omzumda, denizin içinde uyumuş.

San Remo'nun merkezine otobüsle ulaştık. Klasik dükkanlar vs. dolaştıktan sonra tren garına otobüsle gittik. Aynı şekilde aktarma yaparak Nice'e geri döndük.

5. Gün:

Her gün çok zevkli geçse de çok yorulduğumuzun farkına vardık. Hatta oğlumuz bize hüzünlü hüzünlü bakmaya başladı. Onun da yorulduğu her halinden belliydi.

Öğleden sonraya kadar odadan çıkmadan yattık dinlendik.

Öğleden sonrayı Nice'te bir plaja giderek geçirdik. Akşam Nice'in eski şehrini dolaştık.

Barbaros Hayrettin'in kuşatmasında duvara isabet eden bir top mermisini gördük.



Öğleden sonra dinlenip akşam yemeğimizi odamızda yedikten sonra şehri dolaştık.

Nice deyince akla ilk gelen Negresco Otel'i gece fotoğraflamazsak olmazdı.


6. Gün:

Son günümüzü yine Nice'te geçirdik. Eski şehirde Ayhan Sicimoğlu'nun tavsiye ettiği "Bella Socca"yı bulduk, öğle yemeğimizi burada yedik. Socca nohut unundan yapılan bir tür krep. Doyurucu bir yemekti. Uğrayıp tatmanızı tavsiye ederim. (Adres: Rue du Collet 13)

Akşam yine çok methini okuduğumuz dondurmacıyı bulmaya gittik.

Ama üzülerek belirteyim ki, hiç de umduğum gibi değildi. Vasat bir lezzeti vardı. Yol üzerinde yediğimiz herhangi bir dondurmacı daha kaliteliydi.

7. Gün:

Son gün uçak saatini beklerken yine eski şehirde vakit geçirdik. Gezi yazılarında denk geldiğim Espuno pastanesinin önünden geçerken tatlıların tadına baktık.


Otele dönüp havalimanına gitmek için hazırlandık. Yine Uber'den bir araç çağırdım. Bu sefer bir mercedes geldi. Yine 13 Euro'ya yolculuğu tamamladık.

THY ile yaptığımız seyahat de sıkıntısız geçti.

Mutlu ve bir dolu anı ile evimize vardık.

Bu seyahatten öğrendiklerimiz:
- Oğlumuz şapka takmayı reddettiği için uzun süre açık havada kalmaktan güneş ışınlarından gözleri alerji olmuş. Ancak göz doktorunun verdiği damlalarla düzeldi. Tatilde şapka takılacak, başka çaresi yok.
- Mustela güneş kremini 1 hafta kullanınca cildi sinek ısırığı gibi alerji oldu. Daha doğrusu sadece kolları ve bacakları. Maalesef bize iyi gelmedi. Başka markalar denenecek.